Uyarılara rağmen müsilaja karşı önlem alınmadı

0
6

Marmara Denizi’nde büyük oranda görülen müsilaj gün geçtikçe büyük bir çevre felaketine doğru ilerlemeye devam ediyor. Hemen hemen tüm bitkiler tarafından üretilen kalın, yapışkan bir madde olan müsilajın ortadan kalkması için sudaki oksijenin yüksek olması lazım. Fakat Marmara’daki ısının yüksek olması oksijeni azaltıyor.

Ilk olarak İstanbul’da adalar çevresini sararken müsilaj Çanakkale’ye kadar ulaştı. Öte yandan son olarak ODTÜ tarafından Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim üyesi ve Enstitü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu ve ekibinin, Marmara Denizi’nde yaptığı inceleme sonucunda müsilajın sadece yüzeyde değil, tüm su yoluna yayıldığı aktarıldı. Salihoğlu ayrıca “Bu derece bir durumla hiç karşılaşmamıştık” dedi. Bu ekibin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bu rapor sunması bekleniyor. 

350ankara.org iklim aktivist grubunun kurucularından Önder Algedik ise bu tarz bir olayın, ileriki zamanlarda yaşanacağının raporlarla ortaya konulduğunu, bunun da bakanlıkça zaten bilindiğini söylüyor. Gün geçtikçe ilerleyen ve son olarak Kuzey Ege’de de görülmeye başlayan müsilajı ve ortaya çıkardığı tabloyu Algedik’e sorduk.

Müsilaj ya da diğer adıyla deniz salyası ciddi anlamda Marmara’yı tehdit eder boyutta. Bu duruma nasıl gelindi?

Temelde şöyle bir durum var siz eğer kanalizasyon atıkları ile Marmara Denizi’ni kirleterek canlıların yaşamasına izin vermezseniz, bu defa diğer tarafın önünü açarsınız. Bu da haliyle bir nüfus popülasyon patlamasına sebep oluyor. Müsilaj dediğimiz şey bir plankton. Örneğin 2007 yılında yine bir müsilaj durumu yaşanmış fakat birkaç ay içinde kendini telafi etmiş. 2017 yılında yapılan çalışmalarda böyle bir şey yaşanacağı ortaya konulmuş raporlarla. Elbette bu tarihlerde yaşanıp yaşanmayacağına dair bir veri yok ama tekrar yaşanacağı biliniyormuş. Müsilaj meselesinin arkasında temel anlamıyla belediyeciliğin Marmara Denizi’ni büyük oranda foseptik olarak kullanması yatıyor. Çok derinlere salalım atıkları, oradan akıntıyla Karadeniz’e gitsin gibi ekolojik olarak çok ahlaksız ve kabul edilmez bir anlayış bu.

Bugün zaten uzmanlar Marmara Denizi’nin öldüğünü ya da bitkisel hayatta olduğunu söylüyor. Şu an tahribatın hangi boyutta olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Örneğin Marmara Denizi’ni kirletmeye bıraksak nefes alıp kendini biraz olsun toparlayabilmesi için 6-7 yıl geçmesi gerek. Başka bir seçenek olarak kirletici düzeyini %50- 40 oranında hemen azaltırsak 7 yıldan fazla bir toparlanma süreci var. Burada önemli bir nokta var, denizin bu hale geleceğini bilim dünyası biliyor bakanlık da biliyor çünkü bu anlamda yaptırdığı bir proje var. O projedeki verilere bakıldığı zaman zaten durumun bu hale geleceği öngörülüyor. Burada sorun şu ki bu veriler bakanlığın elinde var, bilim bunu sunuyor ama neden herhangi bir şey yapılmıyor?

Siyaset, bilimi zaten önemsemiyor bundan daha da ötesinde doğayı zaten umursamadığı gibi. Son zamanlarda iktidar ya da muhalefet olsun artık toplumu da önemsemiyor, dinlemiyor. Dolayısıyla bizim çok ses çıkartmamız gerekiyor ki bunu dinletip önemsetelim.

Peki bu kirlenmeye sebep olan şey evsel atık mı yoksa sanayi atığı mı?

Temelde öne çıkan iki kirlilik var raporlarda fosfor ve azot kirliliği. Fosfor kirliliğinin en büyük sebebi de deterjan.  Fosfor kirliliğinin %50’sinden fazlası ise evlerde kullanılan deterjanlardan oluşuyor. Son 10 yılda evlerde kullanılan kimyasal deterjan oranlarında bir patlama yaşandı. Bu kullanım ya bize kanserojen madde olarak vücudumuza geçiyor ya da kanalizasyonla birlikte atık sistemine karışıyor. İstanbul’un da önemli bir kısmının kimyasal arıtması olmadığı için bu sular otomatik olarak Marmara Denizi’ne karışıyor. Evlerde kullanılan o deterjanlar, güçlü yağ sökücüler birçok madde denize karışıyor ve haliyle Marmara Denizi bu şekilde ölüyor.  Fakat burada suçlu olan bizler değiliz, deterjan endüstrisine dokunmayan sistem.  Çünkü sistem zaten buradan para kazanıyor. Aynı zamanda Marmara Denizi’nin kıyıları kimyasal fabrikalarının da olduğu bir yer, Dilovasını biliyorsunuz.  Yalova hakeza öyle Yalova ve İznik bölgesinde petrol fabrikaları var. Deterjan da bir petrol türevidir dolayısıyla bu denizi kapitalizmi öldürüyor fakat biz de aracılığını yapıyoruz. 

Arıtma olsa bunun önüne geçilir miydi?

Akdeniz’den gelen bol oksijenli su derinlerden ilerlerken öncelikle Çanakkale Körfezi’nden birkaç termik santraldeki 35 derece su etkisiyle hem ısınıyor hem de oksijen miktarını kaydediyor. 

Isı artınca oksijen azalır. Marmara Denizi’ne vardığında içinde oksijeni kalmamış ölü bir su haline geliyor. İstanbul Boğazı’na yaklaşırken de bir taraftan İznik, Kocaeli bir taraftan İstanbul’daki atıklarla da kirlenerek Karadeniz’e ilerliyor. Aslında bu tablo son derece vahim.  Öte yandan şöyle bir durum var eğer dönüştüremeyecekseniz bir şeyi üretmeyeceksiniz. Deterjanlı suyu İstanbul’da dönüştüremeyeceksen üretmeyeceksin, en kaba örnekle gerekirse sadece sabun kullanacağız.  Çünkü hem deterjan üretimini durdurmacaksın, hem  arıtmayı çalıştırmayacaksın hem de atıkları Karadeniz diplerine yollayacaksın bu mantıkla olmaz. 

Peki müsilajın ortaya çıkmasını iklim değişikliğine de bağlayan oldu siz ne diyorsunuz buna?

İklim değişikliği açısından bakarsak aynı enlemde olan Adriyatik Denizi’ndeki sıcaklık 1 derece civarında. Marmara Denizi’ndeki sıcaklık ise 2,5 derece civarında.  Aradaki bu 1,5 derecelik sıcaklık farkı buraya dökülen kimyasallardan kaynaklı.  Ayrıca Marmara Denizi’nin bir çöplük olarak kullanılması var. Marmara Denizi’nde özellikle İstanbul tarafında kilometre karede, 500 kilogram çöpün deniz üzerinde biriktiği raporlarda yer alıyor. Hem kentsel katı atık hem de kanalizasyon sıvı atık denize boşaltılınca bu bulanıklık  sonucu daha fazla ısınıyor deniz ve 2,5 derecelik bir ısınma söz konusu oluyor. İklim değişikliğine bağlı olsaydı biraz daha fazla zamanımız vardı en azından yakın vadede görünmüyordu. 

 

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.